BURJUVAZİNİN GÜNDEMİNDE YİNE ÖLÜM VAR
Son haftalarda apartman başına düşen bayrak sayısındaki azalma ve savaş naralarının daha az atılır olması kimseyi yanıltmasın: Kuzey Irak'ta, "barış" durumu içerisinde bombalanan yerleşim yerleri ve Amerikan başkanının bile bölgede var olduklarını ağzından kaçırdığı Türk Ordusu ne kadar gerçekse, bölgede daha büyük, daha korkunç, daha barbarca bir savaşın başlaması ihtimali de hala o kadar gerçek.
Türkiye Emperyalizminin Gözü Kuzey Irak'ta
Kurulduğu günden beri içten içe petrol zengini Musul ve Kerkük'ü isteyen Türkiye devleti, son dönemde Kuzey Irak'ta meydana gelen gelişmeleri bahane ederek emelini gerçekleştirme atağında. Devleti ivedilikle harekete geçiren iki neden var: Birincisi, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması tehditinden dolayı eteklerinin tutuşması; ikincisi de iç politikada ticaret, tarım ve endüstriyel burjuvazinin esas kesimleri ile bürokratik kadrolar ve sermaye kurumları arasındaki gizli hesaplaşma. Türkiye emperyalizminin gündemi duvarlara kazınan "Kerkük Türktür" sloganlarında, Barzani ve Talabani'nin her sözünün kışkırtıcı burjuva medyası tarafından savaş ilanı gibi sunulmasında ve Güneydoğu'da ölen işçi çocuklarının ardından sular seller gibi akan timsah gözyaşlarında görülüyor. Türkiye devletinin sözde karşıtı PKK'nın ise söyleminde "düşman"ınınkinden farklı bir şey yok: Yine kışkırtmacılık ve kendi saflarında ölen köylü çocuklarının ardından dökülen timsah gözyaşları. Türkiye devletinin, düşmanı PKK içerisinde ne kadar etkin olduğunu kestirmek, burjuvazinin bu karanlık örgütünün amaçları ve bağlantılarını net olarak bilmek kadar zor olsa da, PKK'nın son saldırılarının tamamen Türkiye emperyalizminin çıkarları doğrultusunda olduğunu söylemek mümkün.
Savaş İhtimali İç Siyasette Neyi Gösteriyor?
Kuzey Irak'ta gerçekleşecek bir emperyalist savaş ihtimali hem Ortadoğu'da, hem de dünya genelinde barbarlığa doğru yeni bir adımı temsil ederken; aynı zamanda Türkiye burjuvazisinin çeşitli kesimleri arasındaki gizli hesaplaşma açısından da büyük önem taşıyor. Askeri-bürokratik burjuvazi, kontrolündeki siyasi kurumlar ve sendikalar aracılığıyla savaş ihtimalini, mevcut sermaye birikim sistemini yeniden düzenlemek isteyen serbest burjuvazinin genel eğilimini temsil eden hükümet üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak suretiyle onlarca yıldır devam eden üstü kapalı hesaplaşmada bir avantaj elde etmeye çalışıyor.
Amerika, Türkiye ve Dünya Emperyalizmi
Tabii ki savaş ihtimalinin uluslararası politikaya yansımasını da gözardı etmemek gerek. Savaş ihtimali, en güçlü emperyalist ülkelerden biri olan Amerika'nın içine düştüğü Irak bataklığının üzerindeki tek sağlam toprak parçasının da o bataklığa karışması anlamına geliyor. Bu noktada Türkiye emperyalizmi çıkarları gereğince yerel konumu ve iç politikasını kullanarak, tartışmasız bir biçimde kendisinden daha güçlü olan ABD'ye karşı önemli bir koz elde ediyor. Öyle ki Erdoğan ve Bush'un görüşmesini burjuva basınında abartılmış olarak yansıtıldığı şekliyle okuyan herkes neredeyse Türkiye'yi Amerika'dan daha büyük bir emperyalist güç, Amerika'yı ise Türkiye'nin astı zannedecek. Arkasına ülkede esen milliyetçi şoven dalgayı alan Türkiye devleti bu noktada da durmuyor ve savaş tehditini Amerika'da Ermeni soykırımını tanıyacak yasa tasarısını engellemek için de kullanıyor. Elbette Türkiye devletinin bütün bu girişimleri Kuzey Irak'ta ortaya çıkacak oluşumların kaderini belirleyecek güçte değil. O, bölgeye oynayan aktörlerden yalnızca biri. Diğer aktörler olan Amerika, Barzani ve Talabani, PKK, İran ve Suriye'nin sürdürdükleri etkinliklerle ortaya karmakarışık bir tablo çıkıyor. Büyük emperyalist güç ABD bir yandan petrol alanlarını kontrolü altında tutuyor, bir yandan PKK'nin İran kolu PEJAK'ı İran devletine karşı kullanıyor, bir yandan da bölgede en yakın ilişkilerini Barzani ve Talabani ile kuruyor. Talabani ve Barzani ise PKK'ye bir yandan bir tür savaş ilan ediyor, diğer yandan el altından destek verdikleri izlenimini yaratan yaklaşımlar sergiliyorlar. İran ve Suriye'nin de gidişata verdikleri tepki bir başka konu. Görüldüğü üzere ortaya çıkan tablo oldukça karanlık ve şu aşamada varılacak son noktayı neyin ya da kimin belirleyeceğini tam olarak kestirmek mümkün değil. Bu tablonun daha ne kadar kararabileceğini düşünmek kanımızı donduruyor.
Çözüm Nerede?
Mevcut durum iç karartıcı olabilir. İşçi sınıfı barbarlığa adım adım giden dünyada burjuvazinin sunduğu taraflar arasından bir saf bulmak ihtiyacı hissedebilir. Fakat bilmelidir ki bu bataklıktan, burjuvazinin dünyayı daha da derinlere çeken farklı kesimlerinden birinin peşine takılarak kurtulamaz. Barbarlığa dur diyecek çözüm, bütün bir sınıfı kapsayan uluslararası işçi mücadelesindedir, kitle grevlerinde, işçi konseylerindedir. Bugünlerde yeniden dünyanın her yerinde yükselen büyük işçi mücadeleleriyle ilgili pek çok şey duymaya başladık; Fransa'dan, Mısır'dan, Bangladeş'ten, ABD'den, Almanya'dan, Güney Afrika'dan ve hatta Çin'den bile grev haberleri geliyor. Türkiye'de de hala devam eden Telekom grevinde uluslararası doğrultunun bir yansıması var. Dünya açıkça yol ayrımında: Ya komünizm ya barbarlık.
Cihan
- 457 okuma

